Aziz Kocaoğlu "Aday değilim" dedi! PDF Yazdır e-Posta

 

 


Yaşı benden büyük ama büyüğümde olsa arkadaşız. Geçtiğimiz gün yine her zamanki gibi uzun uzadıya konuştuk. Kendisi iyi bir cerrah olduğu kadar sorumlu bir yurttaştır da... Söze bazen o başlar, bazen ben… Fakat ne zaman görüşürsek görüşelim ve söze her kim başlarsa başlasın ilk sözümüz olan; “Ne olacak bu memleketin hali?” hiç değişmemiştir. Cerrah dostumun anlattığı onca enteresan hikâyeden öyle bir tanesi var ki, yazmazsam olmazdı. Bizim üstadın mesleğine yeni başladığı günlerde katıldığı bir ameliyat anısı var ki inanın ben kendi adıma ne o dâhiliye doktoru, ne de o taşlı kese hastası olmak istemezdim.

Günlerden bir gün, dâhiliye doktorunun “taşlı kese” tanısı koyduğu hasta ameliyata alınır. Bizim üstad kesip biçmeye başlar. Dâhiliye doktoru da ameliyat esnasında hazırdır. Üstad keseyi görür ama taşı bir türlü göremez. Kaş göz işaretiyle dâhiliye doktoruna “Ne iş?” gibilerinden sorar. Dâhiliye doktoru “Devam!” der. Üstadın devam etmekten başka şansı yoktur. Çünkü ameliyat sırasında devam dendiğinde yapılacak tek şey devam etmektir. Devam ederler. Bir süre sonra ameliyat biter. Üstad dâhiliye doktorunu hesaba çeker ve “Hani bu kesede taş?” diye sorar. Dâhiliye doktoru, üstada dönerek alınan keseyi işaret eder ve “Aç şu keseyi…” der. Üstad merakla sorar; “Niçin?” Dâhiliye doktoru yanındaki geçmiş ameliyatlardan kalma taşları göstererek büyük bir pişkinlikle cevap verir: “Şu taşları içine koyduk mu, al işte sana taşlı kese!”

Bizim üstad kendine özgü sövgüleriyle meslektaşı olduğu için utandığı o adama gereken dersi verir ve bir daha ne o hastanenin ne de o doktorun semtinden bile geçmez.

Bu anlattığım olay “sehven” değil ama “şehven” yani büyük bir şehvetle yapılmış hadiseler için basit bir örnektir. Sizinde anladığınız üzere sırf ücret almak, para kazanmak adına, adamın sağlam olan safrasına müdahale ediliyor. Bahse konu olay üzerine bir soruşturma açılsa veya daha da ileri gidilerek olay bir ceza davasına konu edilseydi, savunma oldukça basit olacaktı. “Bu hatayı sehven yaptık!”

Örnekleri var çünkü… Say say, bitmez!

Mesela, Münevver Karabulut cinayeti sonrası ceset üzerinde yapılan otopside Münevver’in üzerinde katile ait olmayan sperm izleri bulundu. Hemen cinayete dair senaryolar ürettik. Öyle miydi, böyle miydi derken yapılan araştırmadan sonra spermin Münevver Karabulut’un otopsisiyle aynı anda otopsisi yapılan ve trafik kazasında hayatını kaybeden yan masadaki cesetten bulaştığı belirlendi. Diğer cesede dokunan teknisyenin aynı eldivenlerle Karabulut’a dokunması sebebiyle spermin bulaştığı anlaşıldı. Çok geçmedi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, bulaşmanın “sehven” olduğunu açıkladı.

Bu ne ki? Dahası var!

Şanlıurfa’da bir çocuk… Adı Mehmet. 1,5 yaşındayken üzerine çaydanlık devrilmiş. Ailesi yanık tedavisi için hemen hastaneye koşmuş. Koşmuş koşmasına da keşke koşmaz olaymış. Daha beter yanmış çocuk… Yanık ünitesinde tedavi görürken verilen kandan AIDS bulaşmış. Yetkililer yanlışlığın “sehven” yapıldığını savunuyor. Mehmet şimdi 6 yaşında… “Okula gitmesine engel yok” raporunu yeni aldı. Ve bir haftadır okula gidiyor ama ailesi “Acaba diğer çocuklar Mehmet’le oynar mı?” diye kara kara düşünüyor.

Sehven’i, yazıma konu ettiğim örneklerdeki gibi yalnızca hastanede, sağlıkta değil eğitimde, siyasette, emniyette hatta mecliste kısacası yaşamımızın hemen her yerinde/alanında görmek mümkün.

Örneğin, Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizliğine ilişkin tasarının görüşülmesi sırasında, Meclis Genel Kurulu’nda yapılan açık oylamada Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu’nun oy kullanma hakkı olmamasına rağmen ve hele de kendisi genel kurulda bile yokken oy kullanıldığına şahit olduk. İtirazlar üzerine yapılan inceleme neticesinde Meclis Başkanvekili genel kurula hitaben; “Arkadaşlar sehven toplama hatası yapmış!” dedi. Oy hakkı olmayan dahası o sırada Meclis Genel Kurulu’nda bulunmayan Davutoğlu’nun oyu iptal edildi.

Öyle ki bu sehven Ergenekon’a bile karıştı. HSYK,Ümraniye’de bulunduğu iddia edilen ve aynı gün imha kararı verilen bombalarla ilgili mahkeme kararının “sehven” yazıldığını belirtti. Anlayacağınız bombaların bulunmasıyla kaybolması bir oldu. Ve bence en ilginç sehvendir ki; Ergenekon davasının tutuksuz sanığı bir Teğmen’in telefonunda Hizbut Tahrir örgütüne yönelik numaralar bulundu. Teğmen kabul etmedi. Hâkim olayın üzerine gitti. Sonunda Teğmen haklı çıktı! Emniyetten “Yükleme sehven yapıldı” açıklaması geldi.

En komiği de bu… Ak Parti’ye “sehven” üye kaydı yapıldı. Hem de öyle böyle değil! CHP Yozgat İl Başkanı, AKP üyesi çıkmış ve bu duruma isyan etmişti. Bu isyanın hemen ardından AKP İl Başkanlığı bir basın açıklaması yaptı. Ve açıklamada; “İlgili kişinin nasıl üye yapıldığı ile ilgili araştırmalarımız devam etmektedir. İlk etapta görünen o ki yapılan işlem tamamen sehven yapılan bir hatadan kaynaklanmaktadır” denildi. En pişkin sehven ise günlerce konuşuldu. Hatta karikatürlere bile konu oldu. YGS’deki şifre iddiaları ile ilgili olarak ÖSYM Başkanı Ali Demir sınava giren adaylara gönderdiği e-postada “Bazı sorularda şifreleme var, sehven yapıldı” dedi.

Polis Koleji sınav sonuçları sabah ayrı akşam ayrı listelerle açıklandı. Sabah kendini listede görüp kazandım diye sevinenler akşam şaşkına döndü. Soranlara “sehven” dendi. Bazı SSK emeklilerinin, yaşlılık aylığı oranlarının sehven yanlış hesaplandığı ortaya çıktı. Son 5 yılda ödenen maaş miktarı da geri çağrıldı. Şaka değil gerçekti. Gelelim en travmatik sehven’e… Geçtiğimiz günlerde Siirt’te öldürülen 4 teröristin nüfus kayıtlarına “şehit” yazıldığı tespit edildi. Sonra bir acı haberde Gaziantep’den geldi. Orada da bir teröristin nüfus kaydına şehit yazıldığı ortaya çıktı. Validen açıklama gecikmedi.

Vali Ahmet Aydın, "Sehven mi yoksa bilinçli mi olduğunu soruşturma sonrası anlayacağız" dedi.

Not : Başlık “sehven” yanlış yazılmıştır. 

Mustafa Ali Fırtına

 

(19.12.2012 tarihinde www.egedesonsoz.com haber sitesinde yayınlanmıştır.)

 

 

ATATÜRK KÖŞESİ

SPONSOR BAĞLANTI


ANKET

Basım için hazırlamakta olduğum kitabımın adı "SABIK ALİ" sizin için ne ifade ediyor?
 

SİTE İÇİ ARAMA