Organ'ım rağbet görmedi! PDF Yazdır e-Posta

 

Doğum günümü daha hiç atlamadılar. Bir keresinde ben unuttum, onlar unutmadı... Hatta, sohbetimizin pek öncesi olmayan, yani kan bağışlarken tanıştığım doktor, ara sıra arayıp hal hatır bile sorar. Ama Kızılay’ın kesesinden değil kendi cebinden arar.

Bundan 12-13 yıl kadar önceydi. İlk bağışımı yapmıştım. Sağ olsunlar kendimi müthiş önemli hissettirdiler. Tansiyondu, sodaydı, Çokoprens’ti derken bugünlere geldik. Son iki yıldır da üç ayda bir hiç şaşmıyor, düzenli olarak kanımı bağışlıyorum. Bir gün geçirsem “Özledik!” diye arıyorlar. Numara değil ha! Harbi harbi özlüyorlar. Gidiyorsun, bir sandalyeye oturuyorsun ve etrafında pır dönüyorlar. Biri tansiyonuna bakıyor, diğeri test yapıyor. Topu topu 477 gram kan için!

Kan, yapılamayan tek ilaçtır. E haliyle gramı bile altındır, elmastır. Kim bilir, bize gösterilen sevgi, saygı belki de ondandır.

Doğum günümde, bayramda filan mesaj gönderiyorlarsa da beni mutlu eden bir mesajları daha var ki o mesajda her kan bağışımın yaklaşık 10-15 gün kadar sonrasında geliyor. Mesajda aynen şöyle diyor: “Sayın Mustafa Ali Fırtına, Türk Kızılay’ına bağışladığınız kan ihtiyaç sahibine iletilmiştir. Bir hayat kurtardığınız için teşekkürler…”

Derin bir “oooh!” çekiyorum.

Belki çocuğu için dört dönen bir annenin, belki eşi için içi giden bir kocanın, belki de babaları için dua eden çocukların imdadına yetişmiş olmanın hazzı mest ediyor beni… Kendimi önemli hissediyorum ya da hissettiriyorlar. Kızılay bunu çok iyi başarıyor. Bağışçıya ne kadar özel olduğunu hissettiriyor. Ve bence o yüzden bağışlar tavan yapıyor.

Kızılay, bazen mesai dışına bazense bina dışına çıkıyor. Bir bakmışsın taşrada bir bakmışsın kışlada… Kimi saat sabahın ayazında, kimi saat gecenin yarısında…

Kan bağışı için sistem tıkır tıkır çalışıyor ve Kızılay’la olan birlikteliğimiz de her geçen gün artan büyük bir aşkla devam ediyordu ki bundan bir, bir buçuk yıl önce rotayı organ bağışına kırdım. Uzun zamandır organ bağışı için vakit kolluyordum. . “Organ bağışı için kiminle görüşebilirim?” diye sorduğum sağlıkçı ama sağlıklı olup olmadıkları meçhul kişiler adeta kadavra görmüş gibi bana bakıp, “Oğlum sen ne ayaksın?” dercesine de beni başından savıyordu. Küçücük hastanedeki büyük çabalarım nihayetinde organ bağışı için yetkilendirilen personele ulaştım. Kolumu-bacağımı, gözümü-kulağımı, kalp, böbrek, dalak, mide, işkembe kısacası “İstediğiniz ne varsa, ne lazımsa bağışlıyorum alın” dedim. Hatta yüzümü de özellikle ekledim. Traş olmadığımdan mı bilmem, “Yüzünüz olmaz!” dediler. Sebebini sormadım/soramadım ki alacağım cevap beni bozabilirdi. Nitekim, “Tipsizsin, sivilcelisin, armut gibisin” falan da diyebilirdiler.

Ufak bir kâğıdı alelade doldurduk. Alın size organ bağışı! Organ’izasyon, akıllara zarardı. Kalp, böbrek, dalak, ciğer, göz, kulak, kafa, kol, bacak ne varsa verdik. Bir çay bile içemedik, iyi mi?

İşte o zaman Kızılay’ı daha bi’sevdim. Bağışladığın 477 gram kan için sınırsız soda içip istediğin kadar Çokoprens kapıyorsun. Üstelik kutlamalar, hal-hatır sormalar da cabası… Öte yanda “Neyim varsa alın sizin olsun!” diyorsun, organlarını bağışlıyorsun da çayı geçtim, su bile vermiyorlar. Ondan sonra da çıkıp “Organ bağışı yeterli ilgi, alakayı görmüyor” diye dert yanıyorlar. Ey yetkililer! Ey, başımızdan eksik olmayasıcalar… Bağışı arttırmak istiyorsanız bağışçıyı arttırmalısınız. Bağışçının artması içinde ona (bağışçıya) ne kadar önemli biri olduğunu hissettirmelisiniz. Gelişmiş ülkeler organ bağışçıları için vergi indirimine gidip hatta bağışçılar için iş kaybını karşılama yöntemlerini seçerken, bizdeki bu burnundan kıl aldırmazlık niye? Çay, soda işin hikâyesi ama hizmette kusur etmemelisiniz. Böyle kurban derisi toplar gibi organ bağışı alınmaz. Benden söylemesi…

Sonra delinin biri çıkar, size kafa tutup “Organ’ım rağbet görmedi!” diye yine sizi yazar.

Not : Kalp, kalp kapağı, akciğer, karaciğer, kornea, böbrek ve pankreas başta olmak üzere organlarımın tamamını bağışladım. Yüzün olmaz dediler ama olur da bir gün ölürsek hani organ bağışına müsait yakışıklı bir ceset bırakırsak geriye yüz’üm de ihtiyacı olan bir insanda yaşasın isterim. Yaşayan bir yüzsüz olmadım ama ölü bir yüzsüz olmaya kesin kararlıyım. Hatırlatayım dedim. 3-9 Kasım tarihleri arasında “Organ Bağışı Haftası” kutlanır. Unutmayın; “Bağışlanan her organ filizlenen bir hayattır.” Çay yok, soda yok, su bile yok belki ama hayat var, hayat… Gidin bi’koşu bağışlayın organlarınızı… Utanmayın, utandırın!

 

Mustafa Ali Fırtına

 

(08.11.2012 tarihinde www.egedesonsoz.com haber sitesinde ve Yerel Güç Gazetesi'nin 14.11.2012 tarihli sayısında yayınlanmıştır.)

 


 

 

ATATÜRK KÖŞESİ

SPONSOR BAĞLANTI


ANKET

Basım için hazırlamakta olduğum kitabımın adı "SABIK ALİ" sizin için ne ifade ediyor?
 

SİTE İÇİ ARAMA