Özel etkili Cumhuriyet sancısı! PDF Yazdır e-Posta

 

Can Dündar’ın “Mustafa” isimli belgeselinin ardından kollarını sıvayan yapımcılar Atatürk ve Cumhuriyet yıllarına dair aslında bilinen ama pek gün yüzü görmemiş gerçekleri filmlerine konu etmeye başladılar. Hamdi Alkan imzalı “Dersimiz Atatürk” filminden önce gösterime giren “Veda” bana göre oldukça büyüleyiciydi. Bu filmlerle birlikte, tarih kitaplarında anlatılmak istenen Atatürk ve Atatürkçü Düşünce Sistemi ile Cumhuriyet; izleyiciye görsel olarak ince mesajlarla sunulmuştur. Okumayı sevmeyen geniş bir kitleye sahip ülkemizde bu yapımların amacına ulaşması için hiçbir engel göremiyorum. Hatta bu yönde çok geç bile kaldığımızı söyleyebilirim. Ne var ki bir dönem patlayan bu Atatürk mesajlı film ve belgesellerin devamı gelmedi.



Bu aralar şah’lı, padişah’lı diziler pek bir moda… Hatta özel istek üzerine türbanlı başrol oyuncusu olan bir dizi bile yayın hayatına başladı.


Ulu Önderimizin Osmanlıdan Cumhuriyet’e geçiş döneminde karşılaştığı zorlukların bilinmesi bugün sahip olduğumuz bu mirasın ne kadar değerli olduğu açısından oldukça önemlidir. Bugün bir takım çevrelerce olduğundan farklı gösterilmeye çalışılan yönetim biçimimizin insani açıdan hassas ve kuvvetli bir yapıya sahip olduğunu göz ardı etmemeliyiz.


Şu anda ülkemizin gündeminde olan; genel olarak, gazeteci aydınlar, bilim adamları ve silahlı kuvvetler mensubu kişilerin tutuklu yargılandığı davaların bir an önce sonuçlanması, milletimizin kafasında oluşan soru işaretlerini giderecektir. Zira orada hükmü verecek olan hâkimlerimizden önce bu insanlar basın yoluyla alenen suçlu ilan edilmektedirler. Dolayısıyla da vatandaşımızın aklı karıştırılmaktadır. “Suçu ispat edilinceye kadar herkes masumdur” ilkesinin çarpıcı başlıklar ve kafa karıştıran manşetlerle bazı medya gruplarınca ihlal edildiği apaçık ortadadır. Bu nedenle yargılama görevini yerine getirmeye çalışan hâkim ve savcılarımız da ister istemez bazı tepkilerle karşı karşıya kalmaktadır.


Evlerinden, eşlerinden, evlatlarından ve işlerinden, en önemlisi özgürlüğünden alıkonan insanların bu uzun yargılama süreleri ile mağdur edilmesi vicdanen kabul edilebilir bir durum olmamakla beraber hukuk içinde yanlış olan bir şeyler varsa bu yanlışı yine hukukun çözeceğine olan inancımızı da yitirmemeliyiz.


Türkiye Cumhuriyeti devleti hudutlarında görev yapan tüm Cumhuriyet Savcılarımızın başka hiçbir meslek grubunun görev isimlerinde bulunmayan “Cumhuriyet” unvanına bugüne kadar sahip çıktıkları gibi bugünden sonra da sahip çıkacaklardır. Bu anlamda özel yetkisi olan/olmayan tüm savcılarımızın yaşanan süreci dikkatle takip ettiğini düşünüyorum.


Cumhuriyet Savcısı unvanının tarihi bir hikâyesi ile yazımı sonlandırmak istiyorum.


Atatürk'ün huzurunda "Hukuk Reformu" için fikir fırtınası yapılırken, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt çok tepki alır ve sıkıştırılır:



"Neden sadece savcılara Cumhuriyet Savcısı denilir?



Cumhuriyet Başbakanı,


Cumhuriyet Bakanı,


Cumhuriyet Müsteşarı,


Cumhuriyet Valisi,


Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da,


Neden Cumhuriyet Savcısı?


Savcılara neden bu imtiyaz?



Atatürk, Bozkurt'a "Ne diyorsun?" diye sorar.



Bozkurt'un cevabı çok net olur:


"Çünkü öyle zaman olur ki, cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet Savcısı'dır."



Atatürk, gülümseyerek hoşnut kaldığını belli eder. "Devam et Bozkurt" der. Cumhuriyet Savcısının bu cumhuriyeti korumak ve kollamak yetkisi hukuk reformuna ve Atatürk'ün yorumuna kadar uzanır.

 

Mustafa Ali Fırtına

 

(30.10.2012 tarihinde www.egedesonsoz.com haber sitesinde ve Yerel Güç Gazetesi'nin 31.10.2012 tarihli sayısında yayınlanmıştır.)


 

 

ATATÜRK KÖŞESİ

SPONSOR BAĞLANTI


ANKET

Basım için hazırlamakta olduğum kitabımın adı "SABIK ALİ" sizin için ne ifade ediyor?
 

SİTE İÇİ ARAMA