Benim Kalemimden Gazeteci Yazar Mustafa Erdal PDF Yazdır e-Posta

Mustafa Ali Fırtına’nın kaleminden…


Huysuz  ve  Tatlı  Adam …


Küçük dükkânın içindeki büyük duyguların adamı Gazeteci/Yazar Mustafa Erdal

 

İster megalomani, isterse büyüklük hezeyanı deyin. Benim için kendimi okumak çok ama çok büyük bir zevk. Kendimi değil belki ama düşüncelerimi senelerdir yazıyorum. Bu arada beni anlatan çok az sayıda yazıyı okuma şansım da oldu. Hatta tekrar tekrar okudum. Beni anlatan yazılardan bir tanesi vardı ki etkisi ta Ankara’dan bile hissedildi. Belki de bu hafif şiddetli deprem, okuduğunuz bu yazıma ilham oldu. Bugün sizlere birini anlatmaya çalışacağım… Kurduğu cümleleri; sadece ilçemize değil gönlü ilçemizde olup da bedenen çok uzaklarda olan kimseler aracılığı ile bambaşka şehirlere bile hayat veren bir yazarı... Anlaşılması güçmüş gibi görünse de dilde kolay çözülen cümlelerin kahramanı Gazeteci/Yazar Mustafa Erdal’ı.

 

Doğumundan tam sekiz yıl sonrasına kadar bir nüfus cüzdanı olmayan ya da olamayan Mustafa Erdal’ın doğruluğu bilinmeyen, günü ve ayı meçhul bir doğum günü var: 1 Eylül 1936. Pek çoğumuz için basit bir ayrıntı sayılabilecek bu durum, işi yazmak olan bu duyguların adamı için hiç de kabullenilir bir durum olmasa gerek… Fakat o bu durumu acı ama gerçek tadında takılmadan anlatıyordu. Latife yapmayı ihmal etmeden, “sezaryensiz doğdum ha!” diye de ekliyordu. Tabi bununla da kalmayıp sezaryenin daha sonra antik Roma’nın imparatoru olacak Jül Sezar’ın Milat’tan önce 15 yılında annesi Aurelia’nın karnından ameliyatla çıkarıldığı söylencesine dayandığını da belirtmeyi ihmal etmiyordu.

 

Sırf bu anlatımından bile onun bir kelime için yüzlerce cümle kurabileceği gerçeğini görebilmek mümkün. Ben dinlerken anlatmaya da devam ediyordu.

 

Şimdiki kasaphanenin batısında tam 6 tane dükkânları varmış. İlk dükkândan kereste girer son dükkândan ise cicili bicili beşikler çıkarmış. Rüştiye (ortaokul) mezunu olan babası Beşikçi Mehmet Nuri Erdal dükkanın önünde sıra bekleyen müşterilere yetişemezmiş. Fakat bu beşik işleri bizim başyazarı pek kesmemiş. İyi de olmuş hani…

 

1966 yılına kadar Türkiye’nin birçok ulusal gazetelerinde kısa vadelerle Ödemiş temsilciliği yapan Mustafa Erdal o yıllarda temsilcilik ve yazarlığını yaptığı Kültür ve Turizm Bakanı Nihat Kürşat’ın Ege Ekspres isimli gazetesinde, Hürriyet’e devredilmesine kadar 16 yıl çalışmış. 1967 yılında Sedat Simavi’nin oğlu Haldun Simavi o zamanların ünlü gazetecilerinden Rahmi Turan’a görev vererek Türkiye’nin ilk renkli gazetesini çıkarmış. Türkiye’de yeni bir devir açan bu gazetenin adı Günaydın’dır.

 

1967-87 sicil numarası ile Günaydın Gazetesi’nin temsilcisi olan ve bu görevi 20 yıl aralıksız bir fiil devam ettiren Mustafa Erdal’ın diğer temsilcilerden bir farkı varmış. O zamanlar 67 vilayeti bulunan Türkiye’nin her vilayetinde temsilciler bulunurken tek ilçe temsilcisi de Mustafa Erdal imiş.

 

Mustafa Erdal 1987 yılında Kıbrıslı Asil Nadir’e satılan gazete ile yollarını ayırmış. 1970 yılında kurduğu Yeni Ödemiş Gazetesi ise yedi ay süreyle yayınlanmış.

 

1997 yılında yayın hayatına başlayan ve benim de o günden bugüne hiç ara vermeden okuduğum Küçük Menderes Gazetesi, kurulduğu günden bugüne Mustafa Erdal’ı başköşesinde ağırlamaktadır.

 

Küçük Menderes Gazetesi’nin yayın hayatına başlamasıyla yerel basına ayrı bir hava ve apayrı bir heyecan gelmiş ve bu alanda yaşanan rekabet ile yerel basının önemi kat ve kat artmıştır. Mustafa Erdal’ın Küçük Menderes Gazetesi’nin başköşesinde yer alan “Toplu İğne” logosu; 1944 yılından 1947 yılına kadar neşri devam eden Duvar Gazetesi’nden kalma imiş.

 

Satırlara sığmayacak yaşam öyküsünü oradan girip buradan çıkarak akıl karıştırırcasına anlatan bu adamın kendi yaşamını kendi yazmak gibi bir bildiği olsa gerek. Değilse biraz daha açık olur ve malzemeden kısmazdı diye düşünüyorum. Geçmişe dair edindiklerim bu kadar gelelim ona dair benim bildiklerime…

 

Bunlardan da kısacak değil ya?

 

Mustafa Erdal, küçük dükkândaki büyük duyguların adamı… Kentimizin hangi partiden olursa olsun siyasetle ilgili kişilerinin, belediye başkanlarının hatta ve hatta milletvekillerinin bile şöyle bir uğradığı Ödemişli kalemşor.

 

Bir masa, bir daktilo ve beş sandalyeden oluşan sıradan yazıhane ve konuşulan sıradışı şeyler. Sıradışı ama akıl dışı hiç değil. Kimi avukat, doktor ve mühendis ile benim gibi Ödemiş severlerin uğrak noktası olan bu yazıhane müdavimlerine bir şey kaybettirmediği gibi tam aksine çok şey kazandırır. E insanın tevellüdü eski olunca bildikleri de bolca oluyor. Bana hep “geleceği mümtaz yazarım” diyerek seslense de geleceğim ve mümtaz bulunuşum bir yana kendime yazar sıfatını kabul ettiğim ilk an onun beni yazar olarak nitelendirdiği andır. Bugüne kadar çekinerek ve de korkarak kullandığım bu sıfatımı artık benimseyerek kullanacaksam bu Mustafa Erdal’ın sayesindedir.

 

Kimileri, Küçükmenderes’teki köşesinde benimle ilgili yazdığı yazısının beni alaya aldığı, küçümseyip hor gördüğü kanısına varsa da okuyan ve okuduğunu anlayan birisi olarak büyük ölçüde eleştiriyle dolu ama geleceğe dair umut saçan bu yazı benim için vazgeçilmez hediyeler arasına çoktan girmişti bile…

 

Gariptir bu yazıdan sonra yurt dışından ve Ankara’dan telefonlar aldım. Ve bunlar da benim gibi düşünen insanlardı. Anlayacağınız bizim ‘başyazar’ın etkisi sadece bizim ilçeyle sınırlı değildi.

 

Topluiğne, İnceçene -1, Yanıkkır Akşamları, Anımsamalarla Eski Ödemiş Arz-ı Halleri ve İnceçene -2 isimlerinde beş kitabı bulunan Mustafa Erdal’ın Küçük Menderes Yayınları’ndan kimi kitaplarına desteğini esirgemeyen Ödemiş Belediye Başkanı A. Mahmut Badem bununla da kalmayıp sayın yazarın ismini yazıhanesinin bulunduğu o küçük ve hoş sokağa da vererek onu ayrıca onurlandırmıştır.

 

Mustafa Erdal’ın bana anlattığı birbirinden güzel anılarını zaman zaman köşemde sizlerle paylaşmak üzere yazılmayanlar arşivime emanet olarak alıyor ve bunlardan bir tanesini de sizlerle bu yazımda paylaşarak yazımı sonlandırmak istiyorum.

 

1950 yılından önce bir vakitte o zamanın Cumhuriyet Mahallesi Muhtarı olan Kadir Necati Okanoğlu ve Mustafa Erdal lokomatif’e takılan kompertumanlarla Eski İstasyon’dan İzmir’e gider. Fuara gitmek üzere Alsancak’tan Kordon’u takip ederek Konak’a doğru yola çıkarlar. Bu sırada önlerinde uzun zincirli fino köpeği olan tayyörü ile şapkasından ayakkabısına kadar yeşil giyim içinde mevzun (ölçülü, düzgün) vücutlu 25’lik bir “Venüs” yürümektedir. Bu sırada Okanoğlu, “Yeşiller çok yakışmış” der. Kadın arkasına dönüp “Akşam önünüze atarlar” diye cevap verir.

 

Yazana zorluk vermeyen yazı, okuyana da zevk vermezmiş Çok yoruldum denemez ama bir hayli düşünerek kaleme aldığım bu yazıyı umarım zevk alarak okudunuz. Yazarlardan yazarları karşısına almayan kimseye zarar gelmez. Yanınıza da almayın belki ama küçük de olsa büyük de saygıda kusur etmeyin derim. Zira anlaşılmamaya dair içlerinde var olan öfkeleri bir buz dağı kadar büyük olmasına rağmen siz hep suyun üstünde kalan küçük kısmını görürsünüz. O suyun altında kalan kısmı gördüğünüzde ise artık sizin için çok geç olabilir.

 

Kelimelerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.

 

Dostça kalın…
 

Mustafa Ali Fırtına

 

(Cephe Gazetesi'nin 24.11.2010 tarihli sayısında yayınlanmıştır.)

 

ATATÜRK KÖŞESİ

SPONSOR BAĞLANTI


ANKET

Basım için hazırlamakta olduğum kitabımın adı "SABIK ALİ" sizin için ne ifade ediyor?
 

SİTE İÇİ ARAMA