Yaşar Eyice'nin Gözlem Gazetesi'nde yayınlanan köşe yazısı... PDF Yazdır e-Posta

Bazen değme yazarlara “taş çıkartan” yazılar alıyorum. İfade o kadar güzel oluyor ki, sanki anlatılanları yaşıyor gibi oluyorum. Değişmez kurallarım ve inanışlarım vardır, Çoğunlukla, yaz kış takım elbise giyerim, yakamda da “Türk bayraklı” rozet takılıdır. Yabancı bir misyon şefiyle, konsolos ya da elçi ile karşılaşınca hemen “Türk Bayraklı” rozetimi çıkarır ve ona takarım. Zaten devamı, yani fazlası bende vardır. Ya Valimiz M. Cahit Kıraç’tan, ya da Basın Müdürü Şair Ercan Doğu’dan “tomarla” (sayısız) almışımdır.

 

 

Kurtuluş günlerinde, bayramlarda, özel günlerde, hatta çoğu zaman balkonumda, ya da evimin bahçesinde “Türk Bayrağı” mutlaka asılıdır. Hatta birçok kez, apartmanın girişindeki panoya “Bayrağımızı asmayı unutmayalım” ikaz yazısını da asarım.

 

 

Hiç unutmuyorum, “sürekli okuyucum olduğunu bildiğim” Bornova Küçükpark’ta Bahar Altay isimli hanım da, “Sizin en çok beğendiğim yazınız, Türk Bayrağı ile ilgiliydi” demişti.

 

 

PKK’yı lanetleyenleri, Türk Bayrakları ellerinde, “hain saldırıları” lanetleyen halkımızın tepki gösterisini balkondan izlemiş ve duygularımla, gördüklerimi yazmıştım.

 

 

Ödemişli Mustafa Ali Fırtına’nın, “Bayraksız kurtuluş kutlaması ve ‘hemşire’ selamı!” başlıklı yazısını okuyunca, aklıma bu kez bizim Hürrem Sultan ile “Karşıyakalı Sarışın” değil de, belirttiğim gibi Bahar Altay geldi…

 

 

Yalnız Bahar Altay mı, “Türk Bayrağı” konusunda hassas, çok ama çok isim sayabilirim… Onlarca, yüzlerce, binlerce… Tüm İzmir ve Ege insanını bile.

 

 

“Biz yarının iktidarı, biz yarının muhalefetiyiz. Biz yarının Başbakanları, biz yarının Cumhurbaşkanlarıyız. Biz bu ülkenin evlatları, biz tohumları vatan sevgisiyle aşılanmış Türk Gençliğiyiz… Yüzyıllardır dünyanın Atalarımız’dan öğrendiği gibi, yarınların da gururlu ve onurlu Türk Gençliği’nden öğreneceği çok şey var…” diyen, Ödemişli Mustafa Ali Fırtına’nın yazısını birlikte okuyalım:

 

 

Bugüne kadar canlı performansla çok az kişiyi dinledim. Hani derler ya “Bir elin parmağını geçmez” işte o kadar… Sanatçıdan saymayıp öyle veya böyle dinlediklerimi saymıyorum.

 

 

Harbiye Açık Hava’da Candan Erçetin’i dinlemiştim, mesela. Şiddetle yağan yağmura inat çıplak ayaklarıyla söylediği şarkılarla tüm dinleyenleri mest etmişti.

 

 

Daha sonra Balıkesir’de dinlediğim Kıraç anlatılamaz derece güzel bir performans sergilemişti. Gittiğime değdi dediğim sanatçılar ve konserleri maalesef yok denecek kadar az. Daha dün bu tatlardan biri daha eklendi dimağıma…

 

130. kuruluş yıldönümünü kutlayan Ödemiş Belediyesi “3 – 13 Eylül Kurtuluş Şöleni ve Kültür Etkinlikleri” çerçevesinde bir halk konseri düzenleyerek Edip Akbayram’ı Ödemiş’te ağırladı.

 

 

Daha çok katılım sayısı 20–25 kişi olan etkinlikleri ile görmeye alışık olduğum Ödemiş Belediyesi’nin, 2009 Mart ayından bu yana imza attığı en büyük ve en anlamlı organizasyon olduğunu söyleyebilirim. Konserin yapıldığı stadyumun gerek tribünlerindeki gerekse saha içindeki izleyici yoğunluğu bu yöndeki tespitimi kuvvetlendiriyordu.

 

 

Edip usta sahneye “Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” diyerek çıktı.

 

 

Benim, belki de herkesin tüyleri diken diken oldu.

 

 

O ne alkış ve o nasıl bir tezahürattır?

 

 

Seyirci inanılmaz büyük bir coşku yaşıyor, Ödemiş hakikaten sallanıyordu. Konser boyunca 16 parçaya yer veren usta, Âşık Mahzuni Şerif, Can Yücel, Ataol Behramoğlu ve Neşet Ertaş gibi isimleri de anmayı ihmal etmedi.

 

 

Bağlama ayrı bir güzel, keman ayrı, batari ayrı, ney ayrı bir güzeldi dün akşam… Yolcu’nun muhteşem şelpe’si ve ustanın güzel sesli güzel kızı Türkü’nün birbirinden güzel iki parçası da fevkaladenin fevkindeydi.

 

 

Anlayacağınız Ödemiş’e en son 20 sene önce gelen Edip Akbayram yirmi yıllık hasretin fazlasıyla hakkını verdi.

 

 

Protokoldeki benim gibi bir maymundan daha çok tribünlere gülümseyen ve sanki her an onlara uçacakmış gibi el sallayan bu insanı keşke tribünden dinleseydim.

 

 

Usta sanatçı “Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz” derken Sivas’ta yakılarak öldürülen 37 aydın için gelsin dedi. Şelpe sonrası Yolcu; “Uğurlar olsun” diyerek ağlattı bizleri… Atatürk Gençliği’ne şarkılar armağan edildi. Davullar vurulup halaylar çekildi.

 

 

Kurtuluş günüydü ama sahnede tek bir “Türk Bayrağı” bile yoktu. Durumu ilettiğim yetkililerin “Allaaaah, doğru valaaaa unuttuk!” gibi şaşkınlık ve hayret içeren açıklamaları ne kadar samimi bilemem ama millet olarak çok hassas günler geçirdiğimiz bu günlerde böylesine önemli bir ayrıntının atlanmış olmasını şiddetle kınıyorum.

 

 

Milli birlik ve beraberliğimizin sembolü olan ve rengini şehitlerimizin al kanından alan şanlı bayrağımızı başköşede görmeyi çok isterdim. Bu ayıp kimin bilmem ama dilerim tekrarı olmaz.

 

 

Her neyse ve nedense?

 

 

Uzatmayalım. Usta konserini böyle bitirdi, bizde yazımızı böyle bitirelim: “Görecek günler var daha… Aldırma gönül aldırma”

 

 

Konser sırasında “Ödemiş yanıyor” diye araya giren sunucu kızın buz gibi esen havada ne demek istediğini anlayamamıştık. Meğer saha içinde sigara içenler yapay çimi yakıyorlarmış. Sigara içilmemesi konusunda uyarı geçildi. Şöyle bir sağıma baktım ki; protokolde oturanlardan bazıları kahve eşliğinde sigara tüttürüyor. Konser bitene kadar da içtiler.

 

 

Halk arasında bir söz vardır: “İmam bunu yaparsa cemaat ne yapmaz?”

 

 

Bu arada, Ödemişli Mustafa Ali Fırtına’nın, Mustafa Kemal Atatürk’ün, "Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır,,.” sözünü de anımsatmak istiyorum.

 

 

Bırakın hükümetleri, sokaktaki trafik polisi ile belediye zabıtasından, dairedeki vergi memurundan gişe tahsilâtını yapana kadar herkese ama herkese “halkın denetim gücünü” göstermeli, hakkımızı aramalı ve görevini yapmayanı da mutlaka ve mutlaka uyarmalıyız.

 

 

Aksi takdirde yerimizde sayıklamaya devam ederiz. Bir adım ilerleyemeyiz, gelecek nesillerin bizi “ayıplamasından” da kurtulamayız.

 

 

Ancak doğruya doğru, güzele güzel demeyi de bilmeliyiz. Çalışanın hakkını da kesinlikle gasp etmemeliyiz.

 

Yaşar Eyice

 

 

(Gözlem Gazetesi'nin 12.09.2011 tarihli sayısında yayınlanmıştır.)

 

ATATÜRK KÖŞESİ

SPONSOR BAĞLANTI


ANKET

Basım için hazırlamakta olduğum kitabımın adı "SABIK ALİ" sizin için ne ifade ediyor?
 

SİTE İÇİ ARAMA